Mantıya bayılırız; hamur işi sevmediğini iddia edenleri bile baştan çıkaran mantı hepimizin zayıf noktasıdır. Ne zaman iyi mantı yapıldığını duyduğumuz bir lokanta görsek aç olmasak da gireriz; aç değilken bile mantının lezzetini denemek isteriz.
Ama zordur işte yapımı; her güzel şey gibi emek gerektirir mantı. Usta eller saatlerce uğraşıp yapar mantıyı, sofraya koyulduğunda bir anda bitiverir. Herkes yapamaz bu nazlı yemeyi; yapar yapmasına da ancak mantı görünümlü yemekler çıkar ortaya.
Mantı severler olarak bu ızdırabı sonlandırma isteğiyle çıktık yollara; rotayı Kayseri olarak belirledik. Kayseri bizim gibi Homini Gırtlak Peşinde olanlar için şüphesiz bir cennet; sucuğundan pastırmasına, yöresel yemeklerden meşhur mantısına kadar tüm övgüleri hak eden bir şehir.
Kayseri’ye vardığımız anda burnumuza mantı kokuları gelmeye başlaması bu nedenle çok normaldi. Kayseri mantısının her daim bambaşka olduğu söylenir; un ve su karışımından oluşan hamurunun uzun süre yoğrulması gerekir. Hamur sertleşmeye yüz tutunca toplara ayrılıp bekletilir. Mantının iç malzemesini hazırlamak da ustalık ister. Baharat, yağsız kıyma ve elbette soğan mantının iç malzemesini oluşturur. Mantı için gerekli tüm malzemeler hazırlandıktan sonra asıl önemli noktaya gelinir. Mantı hamuru açılır; ki bu aşamada usta ile çırak birbirinden ayrılır.
Mantı hamuru açılır ve buraya dikkat; küçük küçük kesilir. Kayseri mantısı büyük olmaz, büyük olursa mantı taneleri Kayseri’ye özgü olmaz. Hazırlanınca küçük küçük mantılar haşlanır; sarımsaklı yoğurt eklenir ve üzerinde pul biber ve tereyağı ikilisi gezdirilir. Elbette bize düşense muhteşem mantıyı silip süpürmekti. Kayseri yolculuğumuzun en eğlenceni anı mantıya doyduğumuz andı; ne yalan söyleyelim bir daha olsa bir daha Kayseri’ye sadece mantı yemek için bile geliriz!